Her kızın başına gelebilecek bir sorun: Yumurtalık kisti

Bir yıl kadar önce hayatımın en stresli dönemlerinden birindeyken sabah erkenden karnımda, göbeğimin biraz altında şiddetli bir ağrıyla uyandım. Acıdan doğrulamadım ve bir dakika kadar sürdü bu. Daha önce hiç böyle bir sorunla karşılaşmamıştım. Korktum ve hemen hazırlanıp hastahaneye gittim. Acı o kadar şiddetli olmasa gitmeyecektim belki de. İlk defa kadın doğum polikliniğine gidiyordum. Sıramı aldım ve beklemeye başladım. Hamile kadınların meraklı, delici bakışları altında beklemek nasıl strese soktu anlatamam :)

Muayene için idrara sıkışık olmak gerekiyor, yumurtalıklar daha iyi görülebilsin diye. İdrara sıkışık bir şekilde gittim doktorun odasına. Ultrasonda baktı ve "Sanırım kist yok hiçbir şey göremiyorum" dedi. Sonra kaşlarını çattığını gördüm. O an yaşadığım korkuyu anlatamam size... "Ya iki mesanen var ya da bu çok büyük bir kist" dedi. İdrara sıkışık değilken gelmen gerek dedi. Tuvalete gittim ve geldiğimde yeniden baktı. "Büyük bir kist..." dedi "15 cm". Regl olunca gelmemi istedi. "Eğer regl olduğunda küçülürse ilaç tedavisi uygularım" dedi. Regl olduğumda gittim. 16 cm olmuştu. Ağladım ağladım ağladım...

Ameliyat olmam gerekiyordu. Çok korkuyordum, çevremde böyle bir şey yaşayan ilk kişiydim. Başıma neler geldiğinden, geleceğinden tamamen habersizdim. Korka korka geçirdim ameliyat sürecini. Gerekirse yumurtalıklarım alınacaktı ve bu beni çok korkutuyordu. Ameliyata girdim, olması gerekenden daha uzun sürmüş ameliyat. Yatağımda gözümü açtığımı ve hemşirenin anneme "Ameliyat başarılı geçti, yumurtalıkları alınmadı" dediğini duydum ve hayatımın en huzurlu uykusunu uyudum :)

Benimki çikolata kistiydi. Çikolata kisti akışkandır ve en çok korkutanıdır esasında. Yumurtalığımı sarmıştı...

Bunları neden anlatıyorum? Çünkü hepimizin başına gelebilecek bir şey bu. Zayıf-kilolu ayırt etmiyor ama kilolularda daha çok oluyor ne yazık ki. Stres kistin oluşmasında en büyük etken. Benim başıma geldiğinde danışabileceğim kimsem yoktu. İnternette araştırınca da okuduğum şeyler beni çok korkuttu. Şimdi istiyorum ki bu sıkıntıyı yaşayanlar bu yazımı bulsunlar ve benim kadar korkmasınlar.

Karnımdaki ağrıyı hissedene kadar kist kendini hiç belli etmemişti. O kadar büyümesi için en az altı ayın geçmesi gerekiyordu ve o süre boyunca regl günlerimde hiç aksama olmamıştı.

Aynı durum çok yakın bir arkadaşımın da başına geldi yakın zamanda. Ağlıyordu. İnternette kadınlar kulübündeki yorumları okumuş ve korkudan krize girmişti. Onu sakinleştirdim ve başımdan geçenleri anlattım. Rahatladı. Onun kisti 27 cm idi. İnanılır gibi değil, değil mi? Ameliyat oldu ve ne yazık ki yumurtalıklarından biri alındı. İyiydi ama, atlatmıştı çünkü.

Tek yumurtalıkla ne mi olur? Hiçbir şey! :)
Yine çocuğunuz olur sadece çift yumurta ikiziniz olmaz, o kadar. İnternette dolanan "Bir yumurtalık kız bir yumurtalık erkek için, biri alınınca ya sadece oğlunuz ya da kızınız olur" söylentilerine sakın kulak asmayın. Öyle bir şey kesinlikle yok. Teyzem genç kızken bir yumurtalığı alınmış ve şu anda üç oğlu bir kızı var. Başka söze gerek yok sanırım :)

Allah korusun, böyle bir şey başınıza gelirse lütfen korkmayın. Sakin kalın, stres yapmayın... Ve lütfen doktora gitmek için böyle bir şeyin başınıza gelmesini beklemeyin. 4-5 ayda bir kontrole gidin...

Çok uzun yazdım farkındayım ama birilerine yardım etmek istedim...

Zengin koca bulmak için okuyorum!

Bugün hocamız dersin ortasında birdenbire durdu ve kızların çoğunlukta olduğu kısıma bakıp "Eğer zengin koca bulmak için buradaysanız hemen bırakın okulu, bu sıralarda olmayı hak edenlerin hakkına giriyorsunuz ve öylelerine hakkımı helal etmem" dedi ve ders anlatmaya devam etti.

Arkadaşlarımdan biri, "Niye böyle söylüyor anlamadım, kim sadece zengin koca bulmak için buraya gelir ki" dedi. Bir iki hafta öncesine kadar ben de onun gibi düşünüyordum. Hayatımdaki en tuhaf diyaloglardan birine şahit olmadan önce...

Türkiye derecesi yapan bir arkadaşımla konuşuyordum. Kız inanılmaz akıllı ama ne yazık ki bu özelliğini çok farklı bir şey için kullanıyormuş. Okul bittikten sonra ne yapabiliriz diye konuşuyorduk. Avukat olsam yeter sonrasında zengin bir koca bulur evimde otururum dedi. Haa? diye kalakaldım. Şaka yapıyor sandım. Tıp öğrencilerinden birini ayarlasam daha ne isterim ki dedi sonra. Bir şey diyemedim o kadar şaşırdım ki. Sen derece yapabilecek kadar akıllı bir kız ol ama aklını böyle yanlış şeyler için kullan...

Bir şey daha var. Dersten çıkıyoruz, sınıfın kapısının önü inanılmaz kalabalık. Her defasında oluyor ama bu. Çoğunluk kız oluyor. Ne oluyor diye sordum arkadaşlarıma. Hukukçu erkek ayarlamaya çalışan kızlar dediler. Yok artık dedim.

Bu nasıl bir şey aklım almıyor. Nedir bu koca kaygısı? Ünivrsite okuyan, sözde bilinçli olması gereken kızlarsınız sonuçta. Sözüm kesinlikle bütün kızlara değil. Zengin koca bulmak için okuyan kızlara. Yazdıkça tuhaf geliyor, anlayamıyorum...

Anlayabilen varsa bana da anlatabilir mi lütfen?

Google gizlilik politikasını değiştiriyor. Tehlikenin farkında mısınız?



İnternet devi Google, 1 Mart tarihinden itibaren ‘gizilik politikası’nda yeni bir döneme geçiyor. Bununla ilgili süreci başlatan şirket, Google’ın ücretsiz servislerinden yararlanan kullanıcıların yenilenen sözleşmeyi onaylayarak bu hizmetleri kullanması şartını getiriyor.
Burada kullanıcıya herhangi bir seçenek sunmayan şirket, açık bir dille sözleşmeyi kabul etmeyenlerin servisi kullanamayacağını ifade ediyor. Bununla ilgili bildirimlere başlayan Google, hedefini ‘gizlilik politikalarını sadeleştirmek’ olarak açıklıyor. Şirket bu yolla onlarca farklı servisini tek bir sözleşme altında topluyor. Daha önce her bir servis için farklı sözleşme imzalanma karmaşasının ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.

Google'ın arama motoru hizmeti ise oturum açmadan da kullanılabildiği için bu hizmeti kullanırken kişisel bilgiler girmek mecburi değil. Aynı şekilde kullanıcının bilgilerinin bir kısmı ya da tamamını Google hesabından kaldırmak da mümkün.

Firma, farklı hesaplarda yer alan bilgilerin birbirinden ayrılması için aynı anda birden fazla farklı hesapla oturum açılmasına olanak verdiğini ve Google Dashboard ile farklı Google hesapları arasında bilgi paylaşımı kontrol edilebildiğini söylüyor.
Milliyet'in haberine göre, tüm bunlara karşılık bu servisleri kullanmak isteyenlerin online platformda altına imza atarak kabul ettiği şartların detaylarına bakıldığında ‘mahremiyet’ ve ‘bilgi transferi’ ayağındaki maddeler dikkat çekiyor. Toplanan bilgilerin geniş bir alana yayılıyor olması, bu verilerin ne zaman ve nerelerde kullanılacağının açıkça belirtilmemesi pek çok soru işaretini de beraberinde getiriyor.
Bu değişikliğin ardından gelen yorumlar başta Amerika ve Avrupa bölgesinde olmak üzere Google’ın kanun koyucu kurumlar ile başının belaya gireceğine işaret ediyor. İçinde Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkenin yerel tarafta bu sözleşmeye karşı alacağı tavır merak konusu.
60 FARKLI SÖZLEŞME TEK METİNDE BİRLEŞTİ Google’ın ‘arama’ dahil servislerinden herhangi birini kullanıyor olanları bu yeni sözleşme bağlıyor. Şirket gizlilik politikası tarafında 60’a yakın sözleşmeyi birleştirerek tek bir metin altında birleştiriyor, İşte bu servislerden bazıları...
* e-posta için Gmail
* Online dökümanlar için GDocs
* Video için YouTube
* Harita için Google Maps
* Arkadaşlık için Google Plus
* Online günlük için Blogger
* Anlık sohbet için GTalk
* Tarayıcı tarafında Chrome
CEP’TEN KİMİ ARADIĞIMIZI NE YAPACAK? Google yeni dönemde kullanıcının pek çok bilgisini bilgisayara, cep telefonuna, tablet PC’ye otomatik olarak yerleştirdiği programlar yoluyla toplayacak, bunları sunucularında depolayacak ve çeşitli amaçlar için kullanıyor olacak.
Örneğin Google, cep telefonundan kendi servisine erişim sağlayan bir kullanıcının bırakın internette yaptığı arama sorgularını, cep telefonu numarası, çağrı yapan tarafın numarası, yönlendirilen numaralar, çağrıların tarihi ve saati, çağrıların süresi ile SMS bilgileri de kayıt altına alınıp, depolayacak.
‘ÇEREZ’ ATIP BİLGİ ÇEKİYOR Google bilgi toplamak ve depolamak için çeşitli teknolojilerden yararlanıyor. Bu durum şu anlama geliyor: Bilgisayarınıza, telefonunuza minik bir program (çerez, tanımlayıcı) yükleyeceğim ve onun üzerinden sizinle ilgili bilgileri merkeze çekeceğim. Toplanan tüm bu bilgileri kullanma hakkına da sahip olacağım.
Google ayrıca, belirli bir servisteki kişisel bilgileri, diğer Google hizmetlerindeki bilgilerle (kişisel bilgileriniz de dahil) birleştirebileceğini de kullanıcıya kabul ettiriyor.
‘TOPLUYORUZ ÇÜNKÜ...’ Google bu yapıya geçişle birlikte kullanıcıların karşısına onu çok daha yakından tanıyan bir şirket olarak çıkmayı vaat ediyor. Şirket bu yöntemle birlikte arama sonuçlarında, ekrana gelen reklamlarda kullanıcının ilgi alanına göre hızlı sonuç çıkaracağını belirtiyor.
NEREDEYİM BİLECEK! Google konum (bulunulan yer) bilgileri etkin olan bir Google servisi kullanıldığında, mobil cihazın gönderdiği GPS sinyalleri üzerinden bilgi toplayıp, bunları işleyebilecek. Şirket bunun yanı sıra cihazdaki kablosuz erişim noktaları ve baz istasyonları üzerinden de konum bilgisi çekebileceğini belirtiyor.

Zayıf Olsan Çok Güzelsin Aslında... (?!)



Bu cümleyi hepimiz hayatımızın kilolu olduğumuz döneminde duymuşuzdur mutlaka. Neden söylendiğini hiç anlamam. Zayıflamaya teşvik için mi yoksa ohh olsun kilolu ve çirkinsin demek için mi? Sizi bilmem ama ben çok sinirlenirim bunu duyduğumda. Fotoğraftaki güzeller güzeli bayanın adı Tanesha AwasthiGirl with Curves adlı internet sitesinin sahibesi. 

Kendisi "Çok kiloluyum" diye düşünen ama aslında 5-6 kilo fazlası olanlardan bile kilolu eminim. İtiraf ediyorum basenleri çok geniş ama itiraf ediyorum ki hayatımda gördüğüm en güzel, en alımlı bayanlardan biri...


Bu fotoğraflar incecik model kızların fotoğraflarına alışık bünyenizi sarstı değil mi? 

 

Siz misiniz her gün neler giydiğinizi, incecik vücudunuza fazlasıyla kadar yakışan kıyafetlerinizi benim gibi o kıyafetlere asla giremeyecek olanların gözüne gözüne sokan? Buyrun işte sizden çok daha kilolu ama çok çok çok daha güzel yüzlü olan ve güzel giyinen Tanesha! 


Şimdiii bu güzel yüze bakın ve söyleyin bana, hem güzel hem de kilolu olunuyor mu olunmuyor mu? :)

Grace'den Yılın En Güzel Hediye Çekilişi! :)



Blogumda hediye çekilişleriyle ilgili şeyler yazmadım hiç. Yazmak da istemiyordum ama bu defaki öyle harika ki beni benden aldı, siz de katılın istedim. Katılın ama ben kazanayım! :)


Katılmak için, buyrun... :)

Dedikodu?!

Dedikodudan nefret ederim. Yanımda yapılmasına katlanamam, ruhum sıkılır. Yurtta kalıyorum. Burada dedikodu almış başını gidiyor. Herkes birbirinin arkasından konuşuyor konuşuyor konuşuyor ve bundan zevk alıyor! İnsanların dedikoduyu resmen emip sömürüp bununla beslenmesine şahit oluyorum. İnanın abartmıyorum...


Örnek vereyim, yanımda dedikosu yapılıyor birinin. Hiç haz etmediğim ama bunu belirtmekten kaçındığım birinin. Konuşmayın yanımda diye uyarıyorum. Dedikodusu yapılan kişi bir iki gün sonra yanıma gelip, "Yanında adımın geçmesine tahammül edemiyormuşsun!" diye çıkışıyor. E sen sormadın mı bu adamlara, hakkımda ne diyordunuz diye? Gerçi böyle bir şeyi yapan yalan da söyler pekala. Anlamadığım, sen kızın dedikodusunu yapacak kadar hoşlanmıyorsun ondan ama gidip benim söylediklerimi çarpıtıyorsun! Dedikodu döngüsü var burada ve bu işlerden hiç anlamadığım için arada sıkışıp kalıyorum.


Bir iki gün önce bir olaya daha şahit oldum. Oda arkadaşlarım yanımda birinin dedikodusunu yapıyorlardı. Ne dedikodu ama... Yüzüm kızardı resmen. Sonra dedikodusu yapılan kişi odamıza geldi. Hakkında hiçbir şey söylememiş olmama rağmen kızın yüzüne bakmaya çekindim, odada hala o dedikodu havası vardı çünkü kız daha kapıyı çalarken dedikodusu yapılıyordu! Beni her şeyden çok, hiçbir şey olmamış o kızın hakkında edilmedik laf bırakmamış sevgili oda arkadaşlarım aa canıım diye gülücükler atıp kızla muhabbete girmesi şaşırttı. On dakika geçmeden o kızla birlikte başkasının dedikodusu yapılmaya başlandı. Dondum kaldım resmen. Odadan çıktım hemen ve annemi aradım sakinleşmek için. 


Lütfen söyleyin bana bu iğrençlik değil de nedir? Midemi bulandırıyorlar artık.


Bir de facebook mevzusu var. Facebook'un hayatımıza girmesiyle "Facebook Dedikodusu" kavramıyla tanıştık. Önceleri dedikodu malzemesi aramak için gizli konuşmalara kulak veren dedikodu severler artık facebook sayesinde tanımadığı insanlar hakkında bile pek çok şey öğrenebiliyor. Okulda ve yurtta bir bilgisayarın başına üşüşmüş fısır fısır konuşan kızlara şahit oluyorum sürekli. Bir insanla tanışıldıktan sonra onu facebookta ekleme + profilini didik didik etme + dedikosunu yapma dedikodu severlerin on beş dakikasını bile almıyor. Facebook'ta pek vakit geçirmediğim için başkalarının profillerine bakmak zaman kaybı gibi geliyor bana. Dedikodu bir ihtiyaç mı? Hayır elbette. Ama sürekli dedikodu yapan insanları görünce, onların tek besin kaynağının bu olduğunu görünce yanlış mı düşünüyorum diyorum...


Soruyorum mesela. Neden dedikodu yapıyorsunuz diyorum. "Hoşuma gidiyor." diyorlar. E peki dedikodusu yapılan kişiye sor bakalım onun da hoşuna gidiyor mu? Ayıp değil mi ya? Ne biliyorsun başkalarının da senin hakkında konuşmadığını?


Lütfen aydınlatın beni. Sorun bende mi, yoksa dedikodudan nefret eden tek kişi değil miyim?

Merry Christmas!


Bizim bayramımız olmasa da bayılıyorum noel ruhuna! Kar temaları, yeşiller, kırmızılar, candy cane'ler, ökse otları, zencefilli kurabiyeler... Hepsi birbirinden harika! Bloguma da kar yağıyor günlerdir :) Kara bayılırım. Yağdığı gün beni hasta etse de, hastalığım hala geçmemesine rağmen, yeniden yağsın istiyorum. 

Hepimiz yukarıdaki fotoğraftaki gibi bir yeri hep hayal etmişizdir, değil mi? Az çok yaşadım bu sahneyi. Küçükken, anneannem kar yağdığı günler sobayı daha da çok yakardı. Yanında oturur kitap okurdum ama yarım saat geçmeden mayışır uyurdum. O uykunun tadını bulamadım hiç...



***
Bu aralar bloguma bir şeyler yazmayı çok istememe rağmen bir türlü fırsat bulamadım. Şu anda en yazmamam gereken vakit aslında. Yarına yetiştirmem gereken uzuuun bir makale var, finaller kapıda ve ben felaket yaklaştıkça işi boşlayanlardanım ne yazık ki. Deli gibi kitap okuyorum bu aralar. Cinayet romanları hala başımın tacı. Yalnız bir sorunum var. O kadar çok cinayet romanı okudum ki, artık katilleri kitabın başında buluyorum. Katilleri bulmaya çalışan dedektifler de nasıl sinirimi bozuyor... "Off katil yanındaki kadın ya, o adamı rahat bırak!" diye söyleniyorum. Uzun zamandır durum böyle. Artık cinayet romanı okurken, katil kim acaba diye değil de ne zaman fark edecekler acaba katilin o adam/kadın olduğunu diye heyecanlanıyorum. Okumaya devam ama elbette... Ahmet Ümit'in romanlarını çok severim. Geçenlerde "Kukla" diye bir kitabını okumaya başladım.O nasıl kitaptı öyle. Adam aklından geçen her şeyi yazmış resmen. Karakterin bütün iç seslerini okumak zorunda mıyım yahu? Konudan uzaklaştırıyor insanı. Okuyamayıp bıraktığım ilk Ahmet Ümit kitabı oldu. Yazık oldu...

Bu arada, uzun zamandır filmlerle ilgili yazamıyorum. İki yeni film izledim. Julie&Julia ve Friends with Benefits. En kısa zamanda yazıları geliyor :)



up